Portekiz kesinlikle muhteşem bir ülke, daha önce Lizbon ve Madeira yazılarımı okumuş olanlar var mıdır bilmiyorum ama Türkiye’den sonra kendimi en çok evimde hissettiğim ülkelerden biri.
Bu sefer güney Portekiz’e gittik. Avrupa’nın en batı köşesine ulaştık. Adamların dünyanın keşfini yapmış olmasındaki etken bu burundan uçsuz bucaksız okyanusa bakıp ‘Bunun sonunda ne ola ki acep?’ diye sormalarından başka birşey değil bence.
Güney Portekiz’de, Artık Algarve diyelim, bol miktarda Arap etkisi var. Evleri, yemekleri, günlük yaşantıları kuzey Afrika’yı andırıyor. Araplar bol miktarda badem, incir ve portakal ağacı bırakmışlar. Bunlardan yapılan sayısız tatlı da bana Fas’ta karşılaştığım muhteşem lezzetleri hatırlattı.
Okyanus kıyısı olduğu için her çeşit balık bol. Kuru kuru gitmez diyenler için ‘Vinho Verde’ yani yeşil şarap imdada yetişiyor: hafif köpüren, genç bir tat. Madeira’da bayılarak içtiğim Atlantis’i ise burada malesef bulamadım.
Algarve’yi Algarve yapan plaj turizmi. Köyler, kasabalar pazar günü plajlara boşalıyor. Kiliseye giden bir Allah’ın kulu yok. Yerel halkın yanı sıra buraya yerleşmiş bir hayli yabancı var, Türk bulamadım: Dönerci açmak isteyenlere duyurulur.
Yerel pazar falan da yok, zira böyle bir gelenek zaten yokmuş.
Turistlere yönelik pazarlar var ama yerel halk süpermarket hastası.Plaj var, plaj var.. Diyenlere: Algarve’de her çeşit plaj var. Büyük ve her çeşit su sporunun, şemsiyenin şezlong’un olduğu, milletin birbirini kestiği plajlardan mağaraların içinden geçerek ulaşılan küçük cennetlere kadar. Batı kıyıları okyanustan rüzgar yediği için sörf için uygun.
Algarve halkı keyifşinas. Kimse saat dokuzdan önce iş için yola bile çıkmıyor. Dükkanlar onikide iki-üç saatlik siesta için kapanıyor sonra da yine üç saat çalışıp paydos ediyorlar.
Portekizlilerin kızları acaip güzel, erkekleri yakışıklı. Fakat buna güvenerek bir sonraki tatilde buraya gelmemek lazım, zira Mozambik’te kalmış olan ekonomi hocamın yıllar önce söylediğine göre ‘Ruhları sömürgeci’. Zaten kızları yaş otuza yaklaştıkça zengin mutfak kültürünün de etkisiyle çabuk şişmanlıyor. Ihtiyar nüfus bir hayli şişman.
Bebekle portekiz dedik ama, bizimki artık bebekliği pek yakıştıramiyor kendine. Plaja giyince poposuna yüzme bezini nasıl bir mutluluk ve işbirliği içerisinde giyiyorsa, onu çıkartmamak ve plajdan g
itmemek için o kadar inat etti. Istisnasız her şeyi yedi, içti, kimle tanıştıysa anında iletişim kurdu, doyasıya tatilin tadını çıkardı… Ona artık bebek demeye dilim varmıyor.
Her rehber kitapta yazar: Eğer çocuğunuzla tatile çıkacaksanız, herşeyi planlayacaksınız. Neresini planlıyorsun? Bunu yazan arkadaşların kesin çocukları yok. Planla planla anca dibini bulursun. En güzeli biraz işleri kendi haline bırakmak. En son tatilde bolca planladım, işte başıma gelenler:
On günlük tatil için iki valize tıkılan bir aylık giysi… Bütün gün mayoyla gezildiğinden hiç ihtiyaç olmadı. Neymiş, mevsim yazsa, kum güneş ve gidilen yerde çamaşırhane varsa, ne luzumu varmış, onca yükü taşımanın.
Havuzda kullanılan şişme oyuncaklara yatırılan bir servet, ve bunların tamamen diğer çocuklar tarafından kullanılması… Hanımefendi yirmi aylık olmasına rağmen suyun kaldırma kuvvetini keşfetti, ve doyasıya zevkini çıkardı.
Yanımızda götürülen onca hazır bebek mamasının ve içeceğinin aynen geri gelmesi… Hazır dondurmanın (Magnum tercihen), yerel meyvelerin, milk shake, taze sıkılmış portakal suyu ve alkolsüz meyve kokteyli gibi tatil zevklerinin keşfi. (Tek akıllıca yaptığım şey, kendi mutfağı olan bir apart otelde kalmamız oldu. Yemekleri mis gibi kendim hazırladım. Herşey dahil bir otelde kalmak bence bir çocuğa yapılacak en korkunç şeylerden biri çünkü: 1. En lezzetli şeyler hemen biter (Ruslar siler süpürür) 2. Gaz
lı içecek ve saymakla bitmeyecek bir sürü sağlıksız şeyin garsonlara atılan bir gülücükle ayağına geldiğini anlayan taze zekanın bunu kullanmaktaki becerisi inanılmazdır.)Sürekli çocuk havuzunun kenarında oturmaktan mantar tutan bir anne poposu…Diğer anneler nasıl olsa havuzu bekleyen eşşek var diye kitaplarına/uykularına döndüler.
Bebek havuzunda her türlü aktivite koordinatörlüğü, yanımızda getirdiğimiz oyuncakların taksimi, arabuluculuk, küçük kıskançlıklardan doğabilecek kavgayı önleme çabaları sonucu zi
hnen yorgun düşen bir anne beyni…Anne büyük havuzuna her girmeye kalktığında yeni keşfedilen suyun kaldırma gücüne güvenle havuza atlama çabalarının etraftakilerin çığlığına karışması… Bu muhteşem (!) ilginin hanımefendinin hoşuna gitmesi.
Kumsalda saatler süren inşaat çalışmaları sonucu zorlanan sırt ve kol kasları…
Kumsalda edinilen yeni arkadaşla saatler süren koşmaca oyunu sonrası onca güneş kremine rağmen oluşan hafif yanık. Anne arkandan koşuyormuş, kim takar! Koş kızım.
Bir turist kızın otelinde yatağından çalınması nedeniyle her yere ama her yere kızın üzerinde ‘beni bulun’ yazan posterlerine sürekli gözü takılan bendenizin gece on defa kalkıp kızım yerinde mi diye kontrol etmesi ve buna bağlı uykusuz geceler…
Dil sorununa kökten çözüm: Tatilde annenin sistematik olarak Türkçe, babanın Hollandaca konuşmasına tepki olarak çoğunluktaki Ingiliz çocuklardan öğrenilen yeni dille pabuç kadar yanıt verme
, ve inat etme…
Bir tatil dönüşü, çamaşır makinası fazla mesai yaparken ben de bu satırları yazıyorum…
Íşte bebeğimle Fransa’nın
Fransa’da çocuklar, ve tabii ki de bebekler krallık kurmuşlar. Restoranlarda bebek sandalyesinin mevcut olmasının yanında acaip güzel çocuk menüleri yok pahasına sunuluyor. Bebek mamanız özenle ısıtılıp, cam kavanozda değil, porselen tabakta veriliyor. Hatta bir defasında bebeğin mama saatinde bir bara oturduk. Ben sıcak suyla falan ısıtırım mamayı diyordum. Barın özel mama ısıtıcısı varmış!
Toplu taşıma araçlarında yanında küçük çocukları olanlar bedava seyahat ediyorlar. Biz her sene olduğu gibi kırsal alanlarda kamp yapmayı tercih ettik. Kampinlerde yıllarca bize verilmeyen gölge, çimli yerler, başkalarının rezervasyonları iptal edilerek sunuldu. Esasında üzüldüm buna, insanlar kampingin en güzel yerini aylar önceden ayırıyorlar, biz gelip şak diye yerlerini kapıyoruz. Kamping sahipleri bizi inanılmaz şekilde kayırdı. Fransızları anlamak çok güç oluyor bazen.
Bebek mamaları çok çeşitli. Dördüncü aydan itibaren çok çeşitli tatlarda mamalar var. Dördüncü aydan itibaren Breton usulu enginara, altıncı ayla birlikte patlıcana, yedinci aydan sonra da Fas usulu kuskus olayına başlanıyor. Dördüncü ayla çeşitli tatlılar da devreye giriyor, mesela çikolatalı puding...
Demek ki bu yüzden erken yaşta gurme oluyor Fransızlar.
Mamalar sadece kavanozda değil plastik bir kapta da satılıyor, Les Idées de Maman adı verilen bu mamalar gerçekten çok lezzetli. Mama fiyatları Türkiye’dekinden çok daha ucuz. Bebek bezleri ise birhayli pahalı. Yeriniz varsa yanınızda getirin derim.
Bebeğimizin yan çadırdaki beş yaşındaki kızla oynamasını seyretmek çok güzeldi. Kendi yaşındaki birçok çocukla da kaynaştı fakat o küçük kız biraz annecilik oynadı bebeğimle.

Unutulmaz bir an da St Malo şehrinde bebişin Japon turistlerin tacizine maruz kalmasıydı. Yaşlı kadınlardan birisi kızımı görünce bastı çığlığı. Sonra birbiri ardına fotoğraflar çektiler. Etrafta o kadar tarihi bina heykel falan varken benim maymunumu bu kadar beğenmeleriyle ne yalan söyleyeyim gurur duydum.
St Mont Michel gibi erişimi zor tarihi yerlerde puset zor oluyor. Bebeğin sırtta taşınabileceği bir system bu günler için gerekli.

Bence Fransa her yaştan çocuk ve tabii ki anne babalar için en iyi seçimlerden biri. Biraz siz bebeğe uyuyor, uyku ve yemek saatlerine saygı gösteriyorsunuz, tabii ki biraz da o size uyuyor. Yolda gördüğümüz havhavlar, möööler, cikcikler, hepsine müteşekkirim.
Yeni yerler görmek, maceralar yaşamak bebeğinizin de hakkı...


Güzel tatil beldesi Cunda’da çoluk çocuk sere serpe tatil yapmak istiyorsanız Otel Ezer tam size göre.
Beş yıldızlı otellerde bulamayacağınız konforu burada bulacaksınız. Denize nazır otelinizde mama için sıcak su istediğinizde hemen getirilecek, üstüne üstlük mama kabınız cici Fatma teyze tarafından yıkanacak, ayrıca bebeğin cork cork emebilmesi için domates ya da başındaki konaklara karşı zeytinyağı istediğinizde, hatta bebişin ikinci kahvaltısı için sabah kahvaltısından çıkın yaptığınızda bu davranışlarınız doğal karşılanacak.
‘Ҫimlere basmayınız’ gibi saçma bir yasağın olmadığı otelde çocuğunuz bahçeyi keşfederken havuz olmadığı için ‘aman havuza düşer de boğulur mu?’ gibi derdiniz de olmayacak, otelin önündeki deniz de bir anda derinleşmediği için ayrıca içiniz rahat edecek.
Otel Ezer’in kırmızı, şirin bir bebek küveti var. Deniz suyunu ısıtıp burada bebiş yıkayabilirsiniz.
Kayhan abi en kısa zamanda mama sandalyesi alacağına da söz verdi. Odalar geniş ve bebek
yatağınız rahatlıkla sığar.
Özellikle bebeğinizle ilk defa tatile gidiyorsanız tavsiye edilir.
Anne baba oldunuz diye hep evde oturacak değilsiniz herhalde.
Yeni maceralara yelken açmak sizin de hakkınız.
Belki eskisi gibi sırt çantasını alıp şehir şehir hostellerde konaklayamayacaksınız.
Fakat unutmayın ki anne baba olunca siz de birhayli değiştiniz. Mesela dokuz saat deliksiz uyku yeri gelince bir anne için bir Birkin Bag’den daha değerli olabilir, inanırım (Böylece anneler gününde ne alalım sorusunu da yanıtladık). Doğal olarak rahat edebileceğiniz, dinlenebileceğiniz bir yerde kalmak isteyebilirsiniz.
Hep beraber ‘Bebeklerle seyahat edilmez’ diyenleri utandıralım. Hep uçağa anneleriyle binen bebişleri görünce özenmiştim. Zaten bebeğin en vazgeçilmez uçuş aksesuarı olduğunu söyleyerek beni anne olmaya ikna eden birkaç arkadaşım da oldu (Birisi Şangay, diğeri Sanaa’da oturuyor).
Eğer bebeğinizle gittiğiniz ve iyi karşılandığınız yerler varsa ne olur bana bunları iletin. Aynı şekilde olumsuz tecrübelerinizi de bekliyorum. Şimdiden katkılarınız için teşekkürler!
İşte sizden gelenler:
Çocuk dostu bir havayolu:
Martinair : Çocuklara özel menüler ve içi onları yol boyunca oyalayacak oyuncaklarla dolu bir çanta veriyor. (Teşekkürler Pleuni, Alana’nın annesi…)