Amerika’da 1000 çalışan anneye bir anket yapmışlar (Bu anketler de hep Amerika’da olur zaten. Bize neden kimse gelip bişey sormaz ki ?), çalışan annelerin çoğunluğunun probleminin her an herkes için hazır ve nazır oldukları olduğu ortaya çıkmış. Herhalde çocuksuz, kocasız sakin bir hayatınızın olacağını düşünüyorsunuz. Doğru hayatınız sakin fakat bir o kadar da yalnız olurdu. Artık anne olduğunuza göre civcivli doyurucu bir hayatınız var demekti
r. Peki bu muhteşem hayatta dinginliği nasıl sağlayacağız, nasıl kendimize zaman ayıracağız?Benden birkaç şahane fikir:
Geçenlerde çok muhterem bir zatla tanıştım. Bir hastanede çalışıyormuş fakat kadrolu değilmiş. Tam zamanlı çalışıyormuş, gün içinde gizlice süt sağıyormuş. Kantindeki buzdolabında işbirlikçilerin yardımıyla biriktirdiği sütleri o yokken eşi içiriyormuş bebeğine.
Suçluluk duyuyordu. Kendine göre nedenleri vardı. Saçmaladığını anlatmaya çalıştım. Gereksiz bir hisse kapılmış bence. Ona dünyanın en iyi annesi olduğunu söyledim, inanmadı.
Geçenlerde Ajda Pekkan’ı gördüm televizyonda: ‘Bir çocuğum olsun isterdim. Ama o zaman Ajda Pekkan olur muydum bilmiyorum.’ Diyordu.
Bence olurdu.
Tabii ki çocuğunun birçok özel anını kaçırırdı. Bakıcıları bebeğin ilk dişini, ilk kelimelerini, ilk adımlarını yaşarlardı. Tıpkı gizlice süt sağan anne gibi o da kesinlikle suçluluk da duyardı.
Fakat eminim ki çocuğu onu asla daha az sevmezdi. Evde oturan annelerin çocukları annelerini çalışan annelerin çocuklarından daha az sevmiyorlar. Yaşları gelince annelerini kesinlikle anlıyorlar, hatta anneleriyle gurur duyuyorlar. Hayatın içinde yaşayan, çalışan bir anne zaman içinde, bilhassa ergenlik çağında çocuklarıyla daha rahat ilişki kurabiliyor. Kız çocuğuna model olabiliyor. Okumuşsa okul hayatında başarısına katkısı eğitimsiz bir anneye göre daha iyi oluyor. Kendi bütçesine sahip bir anne kocasına birşey sormadan çocuğuna rahat harcama yapabiliyor. Bozuk giden bir evliliği daha rahat bitirip çocuklarına sağlıklı bir ortam sağlayabiliyor.
Bunları nereden mi biliyorum? Ben de çalışan, hem de acaip fazla çalışan bir annenin çocuğuyum. Onunla gurur duyuyorum.
Ev dışında çalışan anneler, sakın suçluluk duymayın. Hatta bu kelimeyi sözlüğünüzden silin. Kendi pusulanız neyi gösteriyorsa onu yapmaya çalışın. Uykusuz geçen bir gecenin sabahında sürünerek yataktan kalkıp giyinmek, kendine çeki düzen verip işe gitmek zaten yeteri kadar zor. Kimsenin bunu sizin için daha zor hale getirmesine izin vermeyin.
Dikkat edin bakıcı demiyorum, kreş diyorum.
Uzmanlar bebeklerin üç yaşından önce kreşe gitmesini doğru bulmuyorlarmış.
Bu durumda anneanne ya da babaanne yakında değilse, bir de Allah karşımıza bir Mrs Doubtfire çıkartmadıysa yandık. Ne olursa olsun evde oturup çocuğa bakacağız. Yoksa olmaz, uzmanlar ne diyor baksana…
Neden o uzmanlar, evine ekmek getirmek ya da sadece kendi ruh sağlığını korumak (evet, evde oturmak insanın dengesini bozabiliyor) için çalışmak zorunda olan, ve kreşten başka olanağı olmayan annelerin halini düşünmüyorlar da car car ötüyorlar maşallah.
Etrafta aklı başında, iyi yönetilen, cici ablaların çalıştığı bir kreş varsa neden olmasın?
Ben çalışmadığım halde sekiz aylık bebişim haftada yarım gün kreşe gidiyor. Sadece o sosyal ortamı yaşasın, kendinden küçük ve büyük çocuklarla kaynaşsın diye. Kreşe gelince gözü dönüyor, oyuncaklar, evde benim izin vermediğim tatlı bisküviler, aktivite…
Hiçkimse beni bizim kreşin kötü olduğuna inandıramaz. Hem orada çalışan kızlar birbirlerine yardımcı oluyorlar, başlarında rapor verdikleri şefleri var ve şefler demokratik bir şekilde karar alıyorlar. Kreşin sahibi ise işlere pek karışmıyor. Onu etrafta çocuklarla koşmaca oynarken görüyorum ara sıra.
Evime gelecek bir yabancının böyle bir kreşten daha iyi olabileceğine kimse beni inandıramaz.
Evinizin yakınında güvendiğiniz bir kreş varsa, ve bebeğinizi oraya bırakmaktan başka bir alternatifiniz yoksa, ne olur suçluluk duymayın. Siz bebeğini kreşe bırakan milyonlarca anneden birisiniz, yalnız değilsiniz.
Valla bilmiyorum. Şu bir gerçek ki günümüz corporate life olayı benim gibi bir anneye göre değildi. Size uyar mı bilemem.
Ben işimden hiç ayrılmayı düşünmüyordum hamileyken. Olaylar farklı gelişti ve ne yalan söyleyeyim evde oturmaktan (henüz) bir şikayetim yok.
Diğer yandan aynı departmanda çalışan başka bir arkadaşım daha hamileyken işinden ayrıldı. Bebeğini illa ki kendisi büyütmek istiyordu. Dördüncü ayda delirdi, işe geri döndü. Evde mutsuz olmuştu. Ev dışında çalışmak daha iyi bir anne olmasını sağlıyor.
Uzun lafın kısası bebek gelinceye kadar pek kesin kararlar vermeyin derim.
Maddi olarak çalışmanız gerekiyorsa, hatta eve bakıyorsanız tabii ki çalışmaya devam edeceksiniz. Fakat kendini gerçekleştirmeniz için de çalışmanız gerekebilir. Evde oturmak ağrınıza gidebilir, sıkılabilirsiniz. Ne olursa olsun çalışmak isterseniz kesinlikle suçluluk duymayın.
En iyi arkadaşımın annesi onun çocuğunu illa ki kendisinin büyütmesini istiyor. Acaba kızına iyilik mi yapıyor? Bence hayır. Böyle bir kararda kadının tamamen özgür olması gerekli. Sırf annesi istiyor diye evde oturmamalı. Eğer içinden öyle geliyorsa çalışmalı. Fakat tabii bunu ona söyleyemiyorum.
Bebeğini kreşe ya da bakıcıya bırakan her annenin gögsüne bir ‘s’harfi kazılıdır. Malesef bu ‘süperanne’nin değil ‘suçluluk duyan anne’nin kısaltması.
Suçluluk duymayın, başkalarının duydurmasına izin vermeyin. Nasıl kendinizi iyi hissediyorsanız öyle yaşayın ki daha iyi bir anne olabilesiniz.